BAŞKAN AYDIN 11. BÜYÜKELÇİLER KONFERANSI’NDA KONUŞTU

Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın, Dışişleri Bakanlığı tarafından bu yıl 11.si düzenlenen Büyükelçiler Konferansında konuştu. Başkan Aydın burada yaptığı konuşmasında, Türkiye’nin rekabet gücünün yenilenmesinin stratejik hamle gücüne bağlı olduğunu belirtterek, ‘’petrol ve gaz gibi ülkemiz ekonomisi için hayati önem taşıyan konuda bugün Doğu Akdeniz’de başlatılan çalışmalar çok yerinde ve doğru hamlelerdir. Sonuçları ne olursa olsun bu çalışmaları takdir ediyor ve yerinde buluyoruz. Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen çalışmalar bu açıdan ziyadesi ile önemlidir. Bu cesur politikalara devam edilmelidir ‘’ dedi.

 

Dışişleri Bakanlığı tarafından bu yıl  “Sahada ve masada güçlü diplomasi” teması ile 11.Büyükelçiler Konferansı Ankara’da düzenlendi. Konferans kapsamında moderatörlüğünü Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakçı’nın yaptığı konferansta ASKON Genel Başkanı Orhan Aydın şunları söyledi;

Bizim devletimize bakış açımız Devlet-i ebed-müddet kavramı üzerinedir. Yani Devletimizin bekası; devletimizin ölümsüzlüğü ve kalıcılığıdır. Devletin bekası da ancak milletimiz tarafından kutsal sayılan değerlerle sağlanır. Bunlar; dini İslam, vatan, hâkimiyet, hürriyet, bağımsızlık, adalet, güvenlik, erdem gibi değerlerdir. Bu değerler üzerine dönüp geçmişe baktığımızda mazimiz kahramanlık destanları ile doludur. Malazgirt, Kut-Ül Amare, Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar gibi nice destansı Savaşları’nda olduğu gibi cansiperane çarpışmalarımız bu yüzdendir. Ve yine büyük 15 Temmuz destanı da millet iradesinin tecelli bulması için verilmiş en büyük mücadelelerdendir.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası geldiğimiz bu noktayı 3 yıl sonra daha dikkatli ve akılcı bir şekilde irdeleme şansına sahibiz. Bir yıl sonra farklı düşünüyorduk, artık 3 yıl sonra farklı düşünüyoruz. Biz bir yıl önce hakikaten buz dağının sadece bir parçasını görmüşüz. Bu milletimize karşı Çanakkale ve İstiklal Harbinde olduğu gibi işgal girişimiydi. Bunu milletimizin basiretiyle kadınımız, gencimiz, çocuğumuz Türkiye mozaiği ile atlattığımızı düşünüyorum. Ama kurumlarımızda hala bunun etkisi altından kurtulamadık. Ve hala enerjimizin tüketildiğini, bir takım kavramlarımızın kaybedildiğini, basitleştiğini görüyoruz.   Bu mücadelenin bitmediğini, çok daha güçlü, çok daha akılcı, çok dirayetli olmamız gerektiğini düşünüyorum.  Kurumlarımızda bunların yaşayan bir hücre olarak var olduğunu her gün medyada yer alan operasyon haberlerini gördükçe, duydukça, daha dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu FETÖ belasından, en çok etkilenen kurumlarımızın başında stratejik önemi çok yüksek olan Dışişleri Bakanlığımızın geldiğini söylersek yanılmayız diye düşünüyorum.

 Kökü mazide olan atiler olarak; tarih boyunca yüksek bir idare kabiliyetiyle, çağ kapatıp çağ açan, ulvi adalete sahip,  teşkilatlı ve vedud bir millet neslinin, miskin ve atıl oturması söz konusu olamaz. Bizlerin cihana söyleyecek sözü ve yapacak işleri vardır. Son dönemlerde özellikle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bizlere çizmiş olduğu Cihan Devleti Türkiye Cumhuriyeti ideali ile büyük düşünmeli, büyük heyecanlar hissetmeliyiz. İşte ancak o zaman büyük bir millet olabiliriz.

Bu heyecana giden yol da; birlik ve dirlik içinde dayanışmadan geçmektedir. Bu dayanışma bizim gibi Dünya’nın tam merkezine oturmuş bir ülke için dar sınırlar içine asla hapsolamaz.

Türkiye etki alanı olarak çok geniş bir havzaya yayılmaktadır. Yaklaşık bin yıldan beri dünyanın önemli siyasi ve ekonomik olaylarının belirleyicisi olan bir devlettir. Bu durumda Türkiye’nin tarihi etki alanının belirlenmesi, ticari yayılma alanının tespiti açısından faydalı olacaktır. Türkiye hem Avrupa’da hem de Asya’da toprakları bulunan, aynı zamanda iki kıtada hâkimiyet sağlayan bir ülkedir. Dolayısıyla bu bölgelerdeki ekonomik ve siyasi gelişmelerle doğrudan ilgilidir.

Kıymetli Katılımcılar,

Bugün içeride bazı sesler duymaktayız. Ne işimiz var Somali’de ne işimiz var Tanzanya’da gibi. Çok afedersiniz bu sesler sığ düşüncelere sahip zihniyetlerin ürünüdür. Biz yurt dışındaki vatandaşlarımızı doğal diasporamız olarak görüyoruz. Fakat bunun yanısıra Türkiye’nin son dönemlerde gerçekleştirmiş olduğu dış politikalarla oluşan ayrı bir diasporamız da var. Örneğin, Finlandiya’da yaşayan Müslümanlar, Ortodoks Hıristiyanları arkada bırakarak ikinci büyük dini grup haline gelmiş durumdadır. Burada 20 bin nüfusa dayanmış Somalili kardeşlerimiz vardır. Somali üzerine yürüttüğümüz politikaların artılarını burada görüyoruz. Ha keza bunun gibi birçok milletten insanlar bugün ihtiyaç duyduğumuzda bize olan minnettarlıklarını göstermek için hazır durumdalar. İşte bu nedenle sizlerin soydaşlarımızla  iletişimlerinizin yanısıra diğer dindaşlarımızla da olan bağlantılarınız bizler için  büyük önem taşımaktadır.

 

Türkiye bulunduğu jeopolitik konum itibarıyla öteden beri hep bir düzen ve istikrar arayışı içerisinde bulunmuştur. Bunu dönem dönem hem içten, hem de dıştan baltalamak isteyen birçok odaklar da olmuştur. Bu nedenle sizlerin farklı ülkelerde gerçekleştirmiş olduğu faaliyetlerin ve çalışmaların önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Sizleri büyük bir takdir ve beğeni ile takip etmekteyiz. Memleket sevdalısı iş insanları olarak bizler de ülkemizin kalkınması, daha müreffeh bir Türkiye için koşturmaktayız. Gayemiz ve çabamız bir; Güçlü ve Büyük Türkiye.

Tabi bu bağlamda iş insanları olarak bizlerin sizlerden daha farklı metotları olmaktadır. Amerikalı siyaset bilimci Joseph Pover ‘Yumuşak Güç’ kitabında güç kavramını askeri, ekonomik ve yumuşak güç olarak üçe ayırmıştır.  Siyasi istikrarı olan, ordusu ve ekonomisi güçlü olan Türkiye adına ihracat yaparken, biz iş insanları, insanları cezbedebilme yeteneğini yani ‘yumuşak güç’ metodunu kullanıyoruz. Bunun için de devletimizden aldığımız güç çok önemli. Bu nedenle ülkemiz üzerine oluşturulmaya çalışılan algılara çok dikkat ediyoruz. Ülkemizi karabatağa sürüklemek için çabalayan, bunda başarılı olamayınca, yurt dışına kaçarak her fırsatta ülkemiz aleyhinde faaliyetlerde bulunarak lobi çalışmalarına giren kesimler var. Ve bu kesimlerin yurt dışında emellerine hizmet eden paydaşları var. Özellikle bu karanlık yapıların yürüttüğü kara propagandalar nedeni ile bazı durumlarda ön yargılarla karşılaşıyoruz. Ticaretten önce bu bağlamda adeta sorgulanmaktayız. Bu konuda sizlerden özel çaba bekliyoruz. Hatta bu çabanın içerisinde tüm varlığımızla bizler de yer almak isteriz. Bu tarz lobi faaliyetlerine karşı ivedi bir şekilde cevap verecek, gerekli her türlü refleksi anında gösterecek mekanizmaları birlikte harekete geçirmeliyiz. Sizlerden bu konuda açık destek istemekteyiz. Devlet kanalı ile yürütülen çalışmaların yanısıra STK’ların da devreye girmesiyle bu hain odaklara en güzel cevabın verileceğinden hiç şüphemiz yok. Bu nedenle sizlerin de desteği ile bu odaklara karşı mücadele etmeye hazırız.

Yine mücadele etmemiz gereken stratejik hamleleri üzerine değinmek isterim;

Biz inanıyoruz ki, Türkiye’nin rekabet gücünün yenilenmesi stratejik hamle gücüne bağlıdır. Bu güçte ülkenin çevre analizi ve yeni hedefler formülasyonu ile mümkün olacaktır. Çok şükür ki, petrol ve gaz gibi ülkemiz ekonomisi için hayati önem taşıyan konuda bugün Doğu Akdeniz’de başlatılan çalışmalar çok yerinde ve doğru hamlelerdir. Sonuçları ne olursa olsun bu çalışmaları takdir ediyor ve yerinde buluyoruz. Yarının büyük Türkiyesi için bu stratejik hamlelerin yapılması gerekli ve elzemdir. Yine savunma sanayinde gerçekleştirilen hamleler de bizi dışa bağımlılıktan koparmakta, bağımsız politikalar üretebilmemize vesile olmaktadır. Bu çalışmaların sizlerin vasıtasıyla muhataplarına anlatabilmesi ülkemiz açısından büyük önem arz etmektedir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin güçlü potansiyeli ile yeni bir rekabetçi ticaret dönüşümünü hızlı bir şekilde yapma zorunluluğu vardır. Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen çalışmalar bu açıdan ziyadesi ile önemlidir. Bu cesur politikalara devam edilmelidir

Bir diğer önemli coğrafya da hem konum olarak yakın mesafe de olmaları hem de uzun yıllar ihmal ettiğimiz bir bölge olması sebebi ile Afrika bölgesine önemle değinmek istiyorum.

Türkiye’nin Afrika politikası kısaca irdelendiği takdirde görülen açıkça şudur. Eski Cumhurbaşkanımız rahmetli Özal zamanında 90’lı yıllarda bir ilişki geliştirilmiş ama  kurumsal olarak Türkiye-Afrika ilişkilerimiz ekonomik boyutuyla, kültürel boyutuyla, siyasi ve askeri boyutuyla asıl 2005 yılında 59. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ilan etmiş olduğu Afrika yılı açılım politikamız ile bir canlanma yaşamaya başlamıştır. Bu dönemde Afrika’ya büyükelçilikler açılması sağlanmış, THY, TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, STK’lar, Ekonomik ve askeri aktörler ile birlikte sahaya inerek asıl açılımı oluşturmuştur.

Mayıs 2009 yılında kıtada toplam 12 büyükelçiliğimiz bulunmakta iken 2018 yılı itibarıyla bu sayı 41’e çıkarılmıştır. 2008 yılında sadece 10 Afrika ülkesinin Ankara’da Büyükelçiliği bulunurken, bu sayı 2018’de 34’e çıkmıştır.  2003 yılında 3,68 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2016 yılı itibarıyla 20.6 milyar dolara çıkmıştır

Gönül coğrafyamıza,  dost coğrafyamıza, medeniyet kültürü ile gidiyoruz ve giderken de birlikte kazanmak, ortak refah düzeyine sahip olmak ve adil paylaşım için gidiyoruz.  Afrika önümüzdeki 25 yıl içinde dünyanın en büyük ihracat merkezi olarak görülüyor.  1998 yılında açılım politikası başlattığımız, 2008 yılında Afrika Birliği Zirvesi’nde kıtanın stratejik ortağı ilan edildiğimiz ve 2010 yılında Afrika stratejik belgesini kabul ettiğimiz, 2013 yılında ise açılım politikası yerine ortaklık politikası getirdiğimiz  Cumhurbaşkanımızın 2020 yılı için 50 milyar dolar ticaret hacmi koyduğu, 1,5 trilyonluk Afrika Coğrafyasında sadece 20 milyar dolar civarındaki ticaret hacmi maalesef bize hiç yakışmıyor.

Öte yandan küresel insani yardım 2018 raporuna göre Türkiye  8,10 milyar dolar yardımla Dünyada en çok insani yardım yapan ülke konumunda.  Cumhurbaşkanımızla, ülkemizle, devletimizle ne kadar gurur duyarsak az. Bunu yapmaya devam edeceğiz. Ama biz bu ülkelerle aramızdaki ticarette neredeyiz? Ortaya konulan hedeflerde ne durumdayız. Biz tabi bir ABD gibi, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya ve Portekiz gibi sömürgeyi hedeflemedik. Asla böyle bir politikamız olmadı. Ama biz şunu istiyoruz, Evet gidiyoruz, VEREN EL olmaya devam edelim. Fakat buralardan ne alıyoruz onu bir sorgulayalım istiyoruz. Bizim buralara daha fazla verebilmemiz için artık daha fazla kazanmamız lazım. Bizim bu ülkelere hedeflenen 50 milyar dolarlık ticareti geliştirebilmemiz için hangi emtialar var elimizde buna çalışmamız lazım. Tabi bunu yaparken siz değerli büyükelçilerimizin özellikle ticari müşavirleri vasıtasıyla bizlere çizeceği çerçeveler, stratejiler, planlamalar ve programları çok önemli bunları dörtgözle bekliyor olacağız.

Türk dış politikasının son yıllarda en büyük artılarından biri de dış politik temsilcilikleri açmasıdır. Birçok ülke büyükelçilikler kapatırken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni büyükelçilikler açmıştır. Hukuki anlamda, siyasi anlamda, temsilciliklerimizi gördükçe, bayrağımızı gördükçe biz gururlanıyoruz ve onur duyuyoruz. Bunun yanında diplomasimizin aracı kurumları olan TİKA Yunus Emre, YTB, Diyanet Vakfı ve Türkiye Maarif Vakfının çalışmalarını gördükçe bizler gururlanıyoruz.

Biz iş dünyası olarak biliriz ki, sizler bulunmuş olduğunuz ülkelerde ülkemizi temsil ederken, işin ekonomi kısmıyla da doğal olarak içiçe olursunuz. O ülkede hazırlanmış olan ihalelerden tutun da, büyük projelerin her birinden o ülkelerin ticaret, dışişleri, ekonomi bakanlarından sizlere bilgiler geliyordur. Ve sizler de bunun bir çoğunu ülkemizle paylaşıyorsunuzdur. Ama ASKON olarak bizler bizatihi, bu bilgilerden haberdar olmak istiyoruz. Gerek ticari ateşelerimiz aracılığıyla, gerekse konsoloslarımız gerekse zat-ı alileriniz olmak üzere her birinizden bu talepler içerisindeyiz. Bugün dünyada çok şükür onlarca ülke ile kardeş ülke gibi hukukumuz var. Ve sizlerin bizatihi sürekli temas halinde olduğunuz ülkelerin bakanları vasıtasıyla bu ülkelerde hazırlanmış ihalelerden projelerden bizler ASKON olarak direk haberdar olmak istiyoruz. Bu da bizim en büyük beklentilerimiz arasında yer almaktadır.

Şunu net bir şekilde ifade etmek isterim. Devlet yani sizler, STK’lar ve  özel sektör yani bizler, hep birlikte koordinasyon içerisinde artık net bir şekilde bunu gerçekleştirmek istiyoruz. Yani bugün bu birlikteliğin olduğu ülkelerde özellikle STK’cılığın ne kadar önemli olduğunu gelişmiş ülkelerde bizatihi hep birlikte görmekteyiz. Bugün ABD’ye baktığınız zaman gayri safi hasılanın yüzde 12’sini oluşturan STK’lar maalesef ki ülkemizde yüzde birin altında. Buradan şu ifadeyi çıkarabiliriz. Yani bizler için hala Sivil Toplum Kuruluşları yeterli önemi kazanabilmiş değil. Ama bu konu ekonomi olduğunda bunu net bir şekilde ifade etmek isterim ki, artık kamu, özel sektör, Sivil Toplum Kuruluşları hep birlikte çalışmalıyız. Bu yüzdendir ki, bizlere çok vazifeler düşmektedir. Biz bu ödevlerimizi yerine getirmek için gayret ediyoruz. Bugün buradan da önemli çıktılar alacağımızdan hiç şüphemiz yok. Sizlerin önerilerinin her birini büyük harflerle not alacağız. Aynı şekilde biz iş dünyası temsilcileri olarak siz büyükelçilerimizden yani devletimizden önemli beklentiler içerisindeyiz. Bugün bu koordinasyonu, birlikteliği iyi sağlarsak emin olun çok daha müreffeh ve güçlü bir ekonomiyi birlikte inşa etmiş olacağız.